Öğrenme ve Davranış Bozukluğu
Öğrenme ve dikkat bozukluğu olan çocuklar sıklıkla okulda ve evde yaygın olarak sorunlar yaşarlar. Bu sorunlar akademik yetersizlikler ve davranış güçlükleridir. Bu problemlerin yüksek prevalansı ve artmış farkındalık tanı ve tedaviyi gerekli hale getirmiştir. Tanı için okul ve diğer çocuk hekimlerinin konsultasyonunu gerektirir.
KOMORBİDİTE PROBLEMİ
Tanı ve tedavi sürecinde komplikasyon oluşturan komorbidite sorunudur. Gerçektende öğrenme ve dikkat bozukluğunun her ikisinin de semptomlarını bu çocukların çoğu gösterir. Daha sonrada tartışılacağı gibi, şimdiki araştırma kanıtları bu iki bozukluğun ayrı ayrı bozukluklar olduğu fakat binişiklik gösteren bozukluklar olduğuna işaret etmektedir (Shaywitz BA ve ark. 1999). Bu iki bozukluğun birarada bulunma olasılığı yüksektir. Komorbiditenin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi tedavi yaklaşımlarını belirlemede önemlidir. Örneğin DEHB olan çocukların çoğu okulda başarısızlık gösterir. Bu başarısızlığın temelinde dikkatsizliğin davranışsal bozukluğu veya zayıf kendini-ayarlama olabilir. Alternatif olarak, DEHB olan çocuklar okuma bozukluğu gibi akademik becerilerin işe girdiği bilişsel bozukluğa (cognitive disorder) sahip olabilirler. Eğer böyle bir durumda yalnızca DEHB tedavisi yaparsanız başarılı olma olasılığınız azalır. Tersi olarak sadece öğrenme bozukluğu için özel merkezlerden faydalanıp, dikkat sorununu ve impulsiviteyi göz ardı ederseniz, akademik girişimdeki etkinliğiniz azalır.
TARİHSEL BAKIŞ
Bu yüzyılın başında kavramsallaşma başlamasına karşın, son 20 yıla kadar kavramsal ayrıştırılma yapılmamıştır. Yüzyılın başında, Still (1902) impulsivite ve aşırı hareketlilik davranış paternleri ile kendini gösteren durumları “ kendilik kontrolünde morbid yetersizlik (a morbid failure of self-kontrol)” olarak adlandırmış ve bunun yapısal olduğunu, çevresel nedenlerle olmadığını ileri sürmüştür. Kahn ve Cohen (1934) ensefalit veya kafa travması nedeniyle ansefalopati öyküsü olan ve impulsivite, aşırı hareketlilik ve düşüncelerinde somutluluk olan çocukları tanımlamada “ organik dürtüsellik sendromu (organic drivenness syndrome)” kavramını sunmuştur. 1940 larda Strauss ve Lehtinen (1947) yazılarında, aşırı hareketlilik ve impulsivite gösteren ancak beyin injürisi tanımlamayan çocukları da bu gruba dahil ederek bu kavramı genişletmiştir. Bu yazarlar bunun minör bir beyin injurisi ile ilişkili olduğunu varsaymışlardır. 1950’lerde minör beyin injurisi kavramı içine okul başarısı kötü olan ve algısal-motor sorunları olan çocuklar da dahil edilerek daha da genişletilmiştir (Laufer ve Denhoff 1957). 1960’larda minimal brain disfonksiyonu (MBD) sendromu formal terimi üretilmiş, bu terim ortalama zekası olan ve duyusal bozukluğu, sonradan SSS zedelenmesi olmayan, emosyonel ve sorunlar veya kültürel deprivasyonu olmayan, öğrenme ve davranış bozukluğu olan çocukları tanımlamada kullanmışlardır (Peters ve ark. 1973).
MBD tanımı sonraları ABD eğitim dairesi tarafından, beklenmeyen öğrenme başarısızlıklarını yansıtmak amacıyla “özgün öğrenme bozuklukları”nı tanımlamada kullanılmasına dönüşmüştür (Kirk 1975). 1970’lerde MDN görüşü belirgin devam etmesine karşın, özellikle DSM-III ile birlikte “öğrenme engeli” veya “dikkat eksikliği bozukluğu
